Almanya Federal Cumhuriyeti Dışişleri Bakanı Sigmar Gabriel’in, 20 Haziran Dünya Mülteciler Günü vesilesiyle yaptığı açıklama:

“Tüm dünyada şiddetin yoğun olduğu çatışmalar, zulüm ve ağır insan hak ihlalleri daha fazla insanın kaçmasına neden oluyor. İnsanlar çoğunlukla yıllarca yaşamlarından endişe duydukları için ülkelerine geri dönemediğinden güvenilir uluslararası korumaya ihtiyaç duyuyor. Birçoğunu, kendisine ve ailesine vakur ve güvenli bir hayat sunabilmek için insani yardıma ihtiyaç duyuyor. İlgililere insani yardım sağlama konusunda da yardım kuruluşları büyük bir görev üstlenmiş oluyor.

Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (UNHCR), insani yardım konusunda en önemli ortaklarımızdandır. Mültecilere yardım konusunda da UNHCR ile birlikte çalışıyoruz. Üstlendiğimiz görevi tüm ciddiyetle yerine getirmekteyiz. Almanya Dışişleri Bakanlığı geçen yıl, Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği’ne takriben 307 milyon Euro tahsis etmiştir. Bu meblağ bugüne kadar tahsis edilen en yüksek meblağdır.

Örneğin Suriye ve kriz ortamının yaşandığı diğer komşu ülkelerindeki mültecilere gerekli korumayı sağlamak çabalarımızın ana hedefidir. Bu saydığım bölgede altı yıldan fazla milyonlarca insan mülteci olmak ve iç göç nedeniyle yurdundan ayrılmak zorunda bırakılmıştır. Bu nedenle, bu yıl Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği’nin çalışmalarını destekleyerek Suriye krizinden etkilenen insanlara yapılan yardımı 48 milyon Euro artırarak 148 milyon Euro’ya çıkarmamız çok doğru ve önemliydi.

Mültecilere, kendi geleceğini tayin etme imkânı veren uzun vadeli bakış açıları açmak önemsediğimiz diğer bir husustur. Bundan hareketle, Alman Akademik Değişim Servisi (DAAD) ile birlikte Suriyeli üniversite öğrencilerine bir öğrenim paketi hazırladır. Bu çerçevede, uzun yıllardan beri “DAFI-Deutsche Akademische Flüchtlingsinitiative Albert Einstein“ (Albert Einstein Alman Akademik Mülteci Girişimi) vasıtasıyla Suriyeli üniversite öğrencilerine kabul edildikleri ülkede okuma imkânı sunuyoruz.

Ancak burada vurgulanması gereken bir gerçek var: Almanya’nın bu görevi tek başına üstlenmesi mümkün değil. Ortak uluslararası çabaya ve sorumluluğun adil şekilde paylaşımına ihtiyaç duyuyoruz. Ancak bu şekilde tüm dünyada mültecilerin acısını azaltabilir ve uzun süreli mülteci krizlerinin ortaya çıkmasını engelleyebiliriz.