Almanya Dışişleri Bakanı Sigmar Gabriel’in Türkiye´deki Durumla ilgili Basın Açıklamasından Bölümler

Fotograf büyültme

Almanya Dışişleri Bakanlığı, 20 Temmuz 2017

Bu sabah, size birazdan açıklayacağım hususları CDU Parti Başkanı ve Şansölye Angela Merkel ile  SPD Parti Başkanıyla da görüştüm. Zira Dışişleri Bakanlığı olarak SPD ve CDU parti başkanlarıyla, yani koalisyon ve hükümetle fikir birliği içinde hareket etmek istedik. Meslektaşım Seehofer’i de elbette arayacağım.

Şimdi dile getireceğim hususların tamamının hem Sayın Merkel, hem de Sayın Schulz ile anlaşarak hazırlandığını belirtmek isterim.

Peter Steudtner Temmuz ayı başında İstanbul´un karşısında Marmara Denizi´ndeki bir adada bir insan hakları kuruluşunun düzenlediği seminere danışman olarak katılmak üzere Türkiye’ye gitmiştir. Bu seminerin konuları, bilgi güvenliği ve insan hakları ihlallerinin kurbanlarına ilişkin hassas bilgilerin ne şekilde ele alınacağıydı.

Peter Steudtner bir Türkiye uzmanı değil ve muhtemelen de ilk defa Türkiye’ye seyahat etti. Türkiye hakkında herhangi bir yazı yazmamış ve Türk siyaseti, muhalefeti veya sivil toplumuyla hiçbir yakın ilişki içinde bulunmamıştır. Bunun ötesinde Türkiye’deki durumlarla ilgili herhangi bir eleştirel tutumuyla da dikkat çekmemiştir.

Buna rağmen 5 Temmuz günü özel polis birimleri ve özel yetkili savcılar seminere baskın düzenlemiş ve 10 katılımcının hepsini de terörü destekledikleri suçlamasıyla gözaltına almışlardır. Gözaltında geçen iki uzun haftadan sonra aynı suçlamayla Peter Steudtner ve 5 katılımcı hakkında tutuklama kararı verildi. Suçlamaların mesnetsiz ve uydurma gerekçelere dayandığı açıktır.

Peter Steudner, çok şükür başarısızlıkla sonuçlanan darbe teşebbüsünden beri Türkiye’de siyasi nedenlerle tutuklanan 22 Alman vatandaşından sadece biridir. Bir kez daha açıkça belirtmek isterim: Türkiye’de demokrasiyi sarsmayı amaçlayan bu darbe yurt dışında haklı olarak eleştirilmiştir. Federal Hükümet, ardında yatan sebeplerin araştırılmasını, yandaşlarının ve destekçilerinin olağan mahkemeler karşısına çıkartılmasını elbette haklı bulmaktadır. Ancak bugün hala 9 Alman Türkiye cezaevlerinde tutuklu bulunmaktadır. Hürriyeti tahdit tedbirlerinin orantısız ve hukuksuz olduğu kanaatindeyiz. Milletlerarası Hukuktan doğan konsolosluk erişimi hakkımız için her bir vakada mücadele etmek zorundayız.

Almanya ile Türkiye arasındaki ilişkilerde son zamanlarda büyük sorunlar yaşandı. Son on yıllarda birçok iyi dönemin yanı sıra kötü dönemler de yaşandı ve her zaman, şu güne kadar, her iki tarafta da tereddütler, yanlış anlamalar ve ön yargılar da oldu.

Fakat bütün engellere ve zorluklara rağmen, ortak Avrupa değerleri temelinde birer partner olarak işbirliğini sürdürme iradesinin varlığına ve Türk Hükümetinin kendisini tarihi perspektifte, hem NATO’da hem Avrupa Birliği ve Almanya ile olan ilişkilerinde Avrupa ailesinin bir üyesi olarak gördüğü inancının varlığına güvenebiliyorduk.

Özellikle de Türkiye’nin Avrupa Birliğine zorlu katılım süreci ve darbe teşebbüsü hususundaki hassasiyetlerinin ve hayal kırıklıklarının bilincinde olduğumuzdan, bizim için, zaman zaman kolay olmasa da, Türk dostlarımız ve müttefiklerimizle ilişkilerimizde partnerliğimiz, diyaloğa açık ve hatta sabırlı olmak her zaman öncelikli olmuştur.

Bunu saflıktan veya körü körüne bir güven duygusundan dolayı yapmadık. Şuna inandığımız için bu tutumu sergiledik: Köprülerin yıkılmasını ve ortak çıkarlarımızın zarar görmesini engellemek ve özellikle de Almanya’da ikinci vatanlarını bulmuş milyonlarca insanın arada kalmaması için bu şekilde hareket ettik. Onlar bizim yurttaşlarımız. Ülkemizin kalkınmasına ve refahına katkıda bulundukları ve bulunmaya devam ettikleri için onlara şükran borçluyuz.

Her seferinde sabırlı olduk, geri adım attık ve aynı şekilde karşılık vermekten kaçındık. Her seferinde sağduyunun hâkim gelmesini ve olumlu ilişkilere geri dönmeyi bekledik. Her seferinde de hayal kırıklığına uğratıldık. Her seferinde gerginlik bir adım daha tırmandırıldı.

Türkiye’deki gelişmeleri görmemek mümkün değil: Yüzbinlerce memur, asker ve yargıcı görevden alan, aralarında milletvekili, gazeteci ve insan hakları aktivistlerinin de bulunduğu on binlerce insanı cezaevine koyan, binlerce insanın malına mülküne el koyan, yüzlerce basın kuruluşunu kapatan, onlarca Alman şirketini genelleyerek teröristleri desteklemekle suçlayan ve bunu mesnetsiz suçlamalarla ve temel hukuk devleti ilkelerini hiçe sayarak yapan ve şimdi de yeniden idam cezasını gündeme getirenlerin, tarihsel gelişimi geri çevirerek son yıllarda hukuk devleti ve demokrasi alanlarında başarıyla kurulan temelleri yok etmek istedikleri ortadadır.

Ülkesine gelen masum misafirleri absürt ve anlamsız suçlamalarla gözaltına alan ve tutuklayanlar  Avrupa değerlerinden uzaklaşmaktadırlar.

Şahsen ben, NATO’nun kendisi için tanımlamış olduğu değerlerden de uzaklaşıldığı kanaatindeyim.

Peter Steudtner, Deniz Yücel ve Meşale Tolu’nun durumları, yakalanabilen ve Almanya’da da bulunan eleştirel sesleri tümüyle susturmaya hizmet eden, mesnetsiz “terör propagandası” suçlamalarına birer örnektir. Onlar, herkesin başına gelebilecek hukuksuzluğun da simgesidirler.

Bu nedenle de Martin Schulz haklı: Bu durum böyle devam edemez. Şimdiye kadar yaptığımız gibi devam edemeyiz. Ankara’daki yetkililerin böyle bir politikanın sonuçsuz kalmayacağını anlamaları için artık daha net olmalıyız. Bu nedenle gerginleşen durum karşısında Türkiye politikamızı ne şekilde değiştirmemiz gerektiğini değerlendirmeliyiz.

Bunu yaparken özellikle şu hususların üzerinde duruyorum:

Artık yasal güvencenin olmadığı ve hatta şirketlerin teröristlerin yanındaymış gibi gösterildiği bir ülkede yatırım yapmayı kimseye tavsiye etmek mümkün değildir. Bu nedenle Federal Hükümet olarak, siyasi gerekçelerle keyfi kamulaştırma tedbirlerinin sadece tehdit olarak kalmayıp gerçekleştirildiği de göz önünde bulundurulduğunda, Alman şirketlerin Türkiye’deki yatırımlarına teminat verebileceğimizi düşünmüyorum. Hermes ihracat kredi garantilerine kısıtlamayı düşünmeliyiz. Avrupa Yatırım Bankası gibi kurumların yatırım kredilerinin verilmesi konusunda da neyin mümkün olup neyin mümkün olmayacağını çok yakından incelemek gerekecek.

Avrupa Birliği’nin katılım öncesi yardımları konusunda Avrupa’da hangi yolun takip edileceği sorusunun da yanıtlanması gerekecek. Bu konuyu da gelecek günlerde ve haftalarda Avrupalı meslektaşlarımızla görüşmek zorundayız.

Steudtner vakası, artık Alman vatandaşlarının Türkiye’de keyfi tutuklamalara karşı güvende olmadıklarını göstermektedir. Bu nedenle, Alman vatandaşlarını Türkiye’ye seyahat etmeleri durumunda nelerle karşılaşabilecekleri konusunda bilgilendirmek amacıyla, Türkiye konusundaki seyahat ve güvenlik uyarılarımızı güncellememiz kaçınılmaz olmuştur. Seyahat ve güvenlik uyarılarımızın son halini Alman Dışişleri Bakanlığı’nın web sayfasında bulabilirsiniz.

SPD başkanı Schulz bunun dışında Türkiye’nin yakından takip ettiği ve Avrupa Birliği çerçevesinde ilgi odağı olan Gümrük Birliği konusuna da değinmiştir. Türkiye’de Avrupa Birliği vatandaşları aynı zamanda ve sebepsiz olarak tutuklu olmaları halinde Gümrük Birliğinin genişletilmesi müzakerelerin mümkün olabileceğini açıkça ifade etmek durumundayım. Bu konuda da kendisiyle hemfikirim.

Türk tarafına, Avrupa değerleri temelinde makul bir diyalog ortamına geri dönmeye tekrar acilen çağrıda bulunuyoruz.  Peter Steudtner’in, Deniz Yücel’in ve Meşale Tolu’nun serbest bırakılmalarını, konsolosluk temsilcilerinin bu ve haklarında siyasi suçlamalar bulunan diğer tutuklularla engellenmeden görüşebilmelerini ve davalarının gecikmeden adil bir şekilde sonuçlandırılmasını talep ediyoruz. Avrupa değerlerine geri dönülmesini, ifade, basın ve sanat özgürlüğüne saygı duyulmasını bekliyoruz.

SPD Başkanı Schulz bunun dışında Türkiye’nin yakından takip ettiği ve Avrupa Birliği çerçevesinde ilgi odağı olan Gümrük Birliği gibi konulara da değinmiştir. Türkiye’de Avrupa Birliği vatandaşlarının eşzamanlı ve sebepsiz olarak tutuklu oldukları bir ortamda Gümrük Birliğinin genişletilmesi müzakerelerinin mümkün olabileceğini benim de düşünemediğimi açıkça ifade etmek durumundayım. Yani bu konuda kendisiyle hemfikirim.

Türk tarafına, Avrupa değerleri temelinde makul bir diyalog ortamına geri dönmeye tekrar acilen çağrıda bulunuyoruz. Peter Steudtner’in, Deniz Yücel’in ve Meşale Tolu’nun serbest bırakılmalarını, konsolosluk erişiminin bu ve haklarında siyasi suçlamalar bulunan diğer tutuklulara engelsiz sağlanmasını ve davalarının gecikmeden adil bir şekilde sonuçlandırılmasını talep ediyoruz.

Avrupa değerlerine geri dönülmesini, ifade, basın ve sanat özgürlüğüne saygı duyulmasını bekliyoruz.

Türkiye ile ilişkilerimizi son derece önemsiyoruz. Türk Hükümetiyle iyi ve güvene dayalı ilişkilerimizi sürdürmeye devam etme arzumuz bakidir. Biz Türkiye´nin Batı´nın bir parçası kalmasını istiyoruz. Fakat: “It takes two to tango!”

Mevcut durumda Türk Hükümetinde bu yolu bizimle birlikte yürüme konusunda en ufak bir irade göremiyorum. Ne yazık ki!