Almanya Federal Cumhuriyeti Başbakanı’nın 09.03.2017 tarihli AB Konseyi vesilesiyle yaptığı hükümet açıklamasının Türkiye ile ilgili bölümü:

(…)

Bir tarafta Avrupa ile Türkiye’nin kapsamlı ortak çıkarları bulunurken, öte yandan Avrupa Birliği ile Türkiye arasında ve Almanya ile Türkiye arasında çok derin farklılıklar bulunmaktadır. Bunu bu günlerde yine çok yoğun bir şekilde hissetmekteyiz. Almanya’nın çok az ülkeyle böyle karmaşık, fakat aynı zamanda da bu denli çeşitli bağları bulunmaktadır. Bu bağlar, her iki ülkeye de ait olan milyonlarca insanda, çok yakın ticari ilişkilerde ve bunun ötesinde NATO partnerleri olarak ve İslamcı teröre karşı mücadelede kendini gösteriyor.

Bundan dolayı da, Türk hükümet temsilcilerinin ve hatta Cumhurbaşkanının da Almanya Federal Cumhuriyeti’ni Nasyonal Sosyalizmle ilişkilendirdikleri açıklamaları daha da üzücü ve moral bozucudur. Bunlar o kadar yersiz ki, aslında bunları ciddi olarak yorumlamak dahi mümkün değildir. Bu ifadeler, Türkiye’de başkanlık sisteminin getirilmesi için yapılan bir seçim kampanyasında söylenmiş olsa bile, haklı gösterilemez. Nazi benzetmeleri genel olarak her zaman talihsizliklere neden olarak, yani Nasyonal Sosyalizmin işlediği insanlık suçlarını küçümsemeye yol açtığı için, bütün bu ifadeler daha da üzüntü vericidir ve buna kesinlikle izin vermemiz mümkün değildir.

Almanya’yı Nasyonal Sosyalizme benzetme girişimleri sona ermek zorundadır. Almanya ile Türkiye arasındaki yakın bağlar ve iki ülkenin halkları siyasi, toplumsal ve ekonomik açıdan ve NATO partneri olarak bu benzetmeleri hak etmemektedir.

Almanya ile Türkiye arasındaki derin ve ciddi görüş ayrılıkları demokrasi ve hukuka ilişkin temel konulara bağlıdır. Türkiye’de basın ve ifade özgürlüğünün içinde bulunduğu durum, Alman hükümetinin elindeki tüm imkânlarla serbest bırakılması için çaba harcadığı gazeteci Deniz Yücel dâhil olmak üzere, çok sayıda tutuklu gazetecinin kaderi gibi konuları bütün bu konuları Alman hükümeti her seviyedeki görüşmelerinde müteaddit defalar bütün açıklığıyla dile getirmektedir. Bunu değerlerimize, yani ifade özgürlüğü, basın özgürlüğü, konuşma özgürlüğü ve toplantı özgürlüğü ilkelerine dayanarak yapmaktayız.

Geçerli olan bu değerlerimizdir. Türk siyasetçilerin, Avrupa Konseyi Venedik Komisyonu’nun Türkiye’nin geleceği için son derece sorunlu olarak nitelendirdiği bir başkanlık sistemi için ülkemizde konuşmalar yapıp yapamayacağı konusunda da bu değerlere uymaktayız. Elbette bunun çok hassas ve zor bir denge olduğunu hepimiz hissetmekteyiz. Bize yine sadece değerlerimiz, hukukumuz, yasalarımız ve milli ve Avrupa bağlamındaki menfaatlerimiz yol gösterebilir.

Bu nedenle şu hususu eklemek istiyorum: şu anda yaşadıklarımız ne kadar zor, ne kadar kabul edilemez olsa dahi, aynı zamanda NATO’da partnerimiz olan Türkiye’nin bizden daha da uzaklaşması dış politika, güvenlik politikaları ve jeopolitik açıdan çıkarımıza uygun değildir. Bizim açımızdan Türk-Alman ilişkileri, değerlerimiz ve görüşlerimiz temelinde bütün açıklığıyla çabalamaya değerdir.

Bundan dolayı, geçerli hukukumuz ve yasalarımız çerçevesinde, Türk hükümet temsilcilerinin Almanya’da konuşmalarının, kurallara uygun şekilde, zamanında ve açık bir şekilde duyurulmuş olmaları ve fiilen izinlerin verilebilmesi koşuluyla bundan böyle de mümkün olacağı kanaatindeyiz.

Temel değerlerimizi doğru olduğunu düşündüğümüz şekilde yaşayabilmemizi ya da yaşamamızı tüm gücümle savunmaya devam edeceğim. Çünkü bu değerler bizim yaşamımızı ve tarzımızı belirlemektedir. Bunun Türkiye dâhil olmak üzere, başka ülkelerde de böyle olması için de aynı şekilde çaba sarfedeceğim.

Alman vatandaşı olan veya uzun yıllardır ülkemizde yaşayan Türkiye kökenli insanlara da birkaç cümleyle seslenmek istiyorum: Siz ülkemizin bir parçasısınız. Siz sınıf arkadaşları, mesai arkadaşları veya spor arkadaşları olarak bizimle birliktesiniz. Ülkemizin refahına katkıda bulunuyorsunuz. Ülkemizde olumlu şekilde birarada yaşamaya katkıda bulunuyorsunuz. Türkiye’nin iç meselesi olan gerginliklerin bu birlikteliği etkileme olasılığına karşı elimizden geleni yapmak istiyoruz.

Birarada yaşama tarzımızı mümkün olan her yerde geliştirelim ve daha da iyileştirelim. Bunu söylerken hepinizin adına konuştuğuma inanıyorum. Bu bizim için gönül koyduğumuz bir meseledir.

(…)