AB'nin Genişlemesi: Türkiye

AB ve Türkiye ilişkilerinde önemli aşamalar

Avrupa Birliği ile Türkiye arasında mukavele yoluyla kurulan ilişkiler 1963 yılına dayanır. "Ankara Antlaşması"nın imzalanmasıyla Türkiye, Yunanistan‘ın ardından o zamanki Avrupa Ekonomik Topluluğu’nun (AET) bir ortaklık anlaşması imzaladığı ikinci ülkeydi. İki ülke arasında 1995 yılında kurulan Gümrük Birliği ile sonuçlanan ekonomik ilişkilerin ötesinde, Antlaşmanın 28. Maddesi Türkiye’ye ilk üyelik perpektifini de sunmaktaydı: "Antlaşma'nın işleyişi, Topluluğu (AET) kuran Antlaşma'dan doğan yükümlerin tümünün Türkiye'ce üstlenilebileceğini gösterdiğinde, Akit Taraflar, Türkiye'nin Topluluğa katılması olanağını incelerler."

Türkiye 1987’de resmi üyelik başvurusunu yaptıktan sonra, 1999 yılında Helsinki’de toplanan Avrupa Birliği Zirvesi’nde Türkiye’ye aday ülke statüsü tanınmış, Aralık 2004’deki Avrupa Birliği Zirvesi‘nin "Türkiye’nin Kopenhag siyasi kriterlerini […] yeterli ölçüde karşıladığı" saptamasıyla da, 3 Ekim 2005'te müzakereler başlamıştır.

Üyelik müzakereleri: Gidişat ve görevler

Üyelik müzakerelerinin konusunu AB müktesebatının ("acquis communautaire") tümüyle üstlenilmesi oluşturur. Türkiye için müzakere çerçevesi, uzun sürede AB’ye üyelik yükümlülüklerini tam olarak üstlenecek durumda olmaması halinde, Türkiye’nin Avupa yapılarına en güçlü bağlarla kenetlenmesini öngören bir "dahil etme ilkesi" içerir.

Toplam 35 görüşme başlığından şimdiye kadar sadece "Bilim ve Araştırma" başlığı geçici olarak kapatılabilmiştir. Bundan başka 2005 yılından bu yana 12 başlık ve son olarak da Haziran 2010’da "Gıda Güvenliği, Hayvan ve Bitki Sağlığı Politikası" başlığı açılmıştır.

Avrupa Birliği ile Türkiye arasındaki Gümrük Birliği’nin, 2004 yılında Avrupa Birliği’ne üye olan çok sayıda orta ve doğu Avrupa ülkesini de kapsaması gereği ortaya çıkmıştır. Bu nedenle 29 Temmuz 2005’te, Ankara Antlaşması’nın bir eki olarak "Ankara-Protokolü" imzalanmıştır. Türkiye tarafından yapılan bir açıklamada, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin tanınmamaya devam edildiği ve Gümrük Birliği’nin Kıbrıs için geçerli olmadığı ifade edilmiştir. Avrupa Birliği de bir karşı açıklamayla bu yorumu reddederek, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin istisnasız Gümrük Birliği’ne dahil edilmesi yükümlülüğüne dikkat çekmiştir. Buna rağmen Türkiye halen, Kıbrıs bandıralı gemilerin, uçakların ve kamyonların Türkiye‘nin egemenlik sahasına serbestçe girişini sağlamaktan imtina ederek, Gümrük Birliği ile öngörülen malların serbest dolaşımını uygulamamaktadır. AB Konseyi bu sözleşme ihlalini sürekli olarak eleştirmiş ve nihayet Aralık 2006’da üyelik müzakerelerini kısmen askıya almıştır. Kıbrıs sorunu çözülünceye ve Türkiye "Ankara Protokolü"nü ayrım yapmadan uygulamaya geçirinceye kadar sekiz müzakere başlığı açılamayacak ve açık olanlar kapatılamayacaktır. "Ankara Protokolü"nün uygulamaya geçirilmesinde ilerleme kaydedilmemesi nedeniyle, Konsey bu kararını 2006 yılından bu yana her yıl yinelemiştir.

2008 yılında AB Konseyi Türkiye'nin AB katılım süreci için bir yol haritası niteliğinde olan AB - Türkiye Katılım Ortaklığı Belgesini kabul etmiştir. Buna göre müzakerelerdeki ilerlemelerin hızı Türkiye’deki reformlara ve bunların uygulamaya geçirilişlerine bağlı olacaktır. Türk Hükümeti de Aralık 2008’de Katılım Ortaklığı Belgesi'nin hayata geçirilmesine yönelik olarak, 35 müzakere başlığının tümünde AB müktesebatına uyum için ayrıntılı bir yol haritası içeren yeni bir Ulusal Programı sunmuştur. Cumhurbaşkanı Gül ve Başbakan Erdoğan, AB’ne üyelik ve reform sürecinin sürdürüleceğine ilişkin Türk Hükümeti‘nin kararlılığını vurgulamışlardır.

Üyelik müzakereleri yavaşlamış olsa da, Avrupa Birliği ile Türkiye’nin ortak komşularındaki siyasi gelişmeler daha yakın bir eşgüdümün önemini göstermiştir. Bu çerçevede Avrupa Komisyonu 2012 yılından bu yana Türkiye ile ilişkilerde, Konsey tarafından da olumlu karşılanan bir "Pozitif Gündem" izlemektedir. Gündem, dış politikada Avrupa Birliği ile Türkiye arasındaki diyaloğun derinleştirilmesinin yanısıra, başlık açma ve kapama müzakerelerine göre daha alt düzeyde bir teknik diyalog öngörmektedir. Bu diyalog 2012’den bu yana sekiz çalışma grubunda sürdürülmektedir.

Adaylık yolunda Avrupa Birliği’nin Türkiye’ye desteği

Aday ülke olarak Türkiye, Birliğe yakınlaştırmayı hedefleyen "Katılım Öncesi Yardım Aracı" IPA’dan (Instrument for Pre-Accession Assistance) mali destek almaktadır. 2007 - 2013 dönemi için toplam 4,9 milyar Avro teşvik öngörülmüştür. Ayrıca Türkiye‘nin Avrupa Yatırım Bankası’ndan kredi alması da mümkün.

Türkiye IPA çerçevesinde AB tarafından yönetilen "Twinning" (eşleştirme) projelerinden yararlanmaktadır. Bu projelerle, üye devletlerin kamu kuruluşlarından uzmanların uzun süreliğine görevlendirilmesiyle aday ülkelerin kamu yönetiminde kapasite gelişimi hedeflenmektedir. Almanya bu alanda açık ara ile en fazla angaje olan AB üyesidir. Türkiye ayrıca Avrupa Birliği‘nin pek çok ortak programına da katılmakta olup, Bölgesel Çevre Ajansı’na üye olmuştur.

Avrupa Birliği 2006 yılında Kıbrıs-Türk toplumu yararına kabul ettiği 259 milyon Avro‘luk bir yardım programıyla, Türkiye ile üyelik müzakerelerinde aşılması gereken en büyük sorun olan Kıbrıs’ın yeniden birleşmesi, dolayısıyla Kıbrıs sorununun çözümü yönünde aktif çaba göstermektedir. AB bu program çerçevesinde sivil toplumun desteklenmesine ve Kuzey Kıbrıs’ın altyapısına yönelik projelerin yanısıra aralarında güven artırıcı önlemlerin ve Kıbrıs-Türk toplumu ile AB arasındaki diyaloğu geliştirme önlemlerinin bulunduğu çabaları da finanse etmektedir.

Almanya Federal Hükümetinin pozisyonu

Almanya Federal Hükümeti Türkiye ile üyelik müzakerelerinin başlatılması yönünde çaba göstermiş olup, bunların ucu açık müzakere süreci olarak devamından yanadır. Federal Hükümet, Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne üyeliğinin koşulu olarak, Kopenhag Kriterlerinin kati olarak karşılanması, Ankara Protokolü’nün tam olarak hayata geçirilmesi ve Birliğin alabilme gücünün sağlanması gereğinin altını çizmektedir.

İki ülke arasındaki yoğun siyasi, kültürel ve ekonomik ilişkiler nedeniyle, Almanya Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne yakınlaştırılmasında özel yarar görmektedir. Aynı zamanda, „Avrupa perpektifinin“ önemli bir itici güç işlevi gördüğü Türkiye’deki reform süreçlerinin sürdürülmesi de Almanya’nın ilgi odağındadır. Türkiye Avrupa’nın komşu bölgelerindeki istikrar için ve Birliğe enerji temini politikaları açısından merkezi bir öneme sahiptir. Aynı zamanda Avrupa‘nın Yakın ve Orta Doğu ile Kuzey Afrika’daki komşu ülkelerle arasındaki kültürlerarası diyalogda da önemli rol oynamaktadır.